29 Mayıs 2010 Cumartesi

SABREDENLERE VE ŞÜKREDENLERE MÜKEMMEL BİR ÖRNEK


Kadın sahâbîlerden. Medine-i Münevvere’de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Hz. Resûlullah’a çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmazdı. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı. Hîfâ Hatun (Radıyallahu anha), bir gün Peygamber efendimizin huzuruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dînin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm, (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdârı Melik Necâşî evlenme teklifinde bulundu. Fakat, ben onun bu teklifini kabul etmeyip, geri çevirdim. Hatta yüz deve ile birçok zînetler veren de oldu. Onu da kabul etmedim. Bu gün ise ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz. Yâ Resûlallah! Siz kimi beğenip, uygun görürseniz, ben ona râzıyım” dedi. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem, Hîfâ Hatun’a Eshâbından kimin ismini verirse, diğerlerinin ümidsiz olacağını anlayıp, “Mescide en evvel kim gelirse, onunla evlen.” buyurdu. Sahâbîlerin hepsi bu duruma râzı oldu. Allahü teâlâ, onlara (Eshâba) öyle bir uyku verdi ki, hiçbir sahabî erken uyanamadı. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem önce kimin geleceğini merakla bekliyordu. Birdenbire Süheyb Radıyallahu Anh göründü. Süheyb, kimsesi olmayan, fakir, rengi siyaha yakın, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zaif ve çelimsiz, ince yapılı bir sahabîydi. Hifâ Hâtun ise, son derece güzel ve zengindi. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem namazdan sonra Hifâ Hatun’u (Radıyallahu anha), çağırarak durumu bildirdi. Hîfâ (Radıyallahu anha) Allahü teâlâ’nın kazâsına râzı olduğunu, Hz. Resûlullah’a arz etti. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem bu durum üzerine hutbe okudu, nikah akdi yapıldı ve; “Ey Süheyb! Kalk bu hanımın için bir şey al. Hanımının elinden tut, evine götür.” Buyurdu. Süheyb (Radıyallahu anh); “Ya Resûlallah! Dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var. benim evim mesciddir.” Dedi. Bunları işiten Hifâ Hâtun (Radıyallahu anha), Süheyb’e (Radıyallahu anh) onbir dirhem gümüşlük bir kese göndererek, filanca yerdeki hazır konağı da O’na hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi.
Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem onlara çok duâ etti. Eshâb-ı Kirâm da, Hifâ Hatun’un bu hareketini çok övüp, Allahü teâlâ’ya hamd ettiler. Süheyb ve Hifâ Hâtun kalkıp, konağa gittiler. Yemekten sonra, yatma vaktinde, Hîfâ hatun (Radıyallahu anha) “Ey Süheyb! İyi bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin (sıkınrı veren). Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel, bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükür ediciler, ben de sabr ediciler sevabına kavuşalım. Çünkü Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem “Cennet’te yüksek çardak vardır. Burda yalnız şükr edenler ve sabr edenler bulunur” buyurdu, dedi.
Zifaf gecesi ikisi de Allahû teâlâ’ya karşı ibâdet ve taatta bulundular. Süheyb (Radıyallahu anh), Mescide geldi. Cebrâil Aleyhisselam geceki durumdan Hz. Resûlullah’ı haberdar etti. Cennet ve Cemâl-i ilahi ile müjde verdi. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem; “Ey Süheyb, geceki halini, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb (Radıyallahu anh) Yâ Resûlallah siz söyleyiniz dedi. Peygamber efendimiz Sallalahu Aleyhi ve sellem durumları hakkında bilgi verdikten sonra; “Siz Cennetliksiniz ve Allahü teâlâyı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb (Radıyallahu anh) sevincinden ve Allahü teâlâyı görmek ve O’na kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle duâ etti; “Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret ettiysen, günahlara buluşmadan ruhumu al.” Dedi. Allahü Teâlâ, O’nun bu duâsını kabul ederek, secdede ruhunu aldı. Eshâb-ı Kirâm bu duruma ağladı. Resûlullah Sallalahu Aleyhi ve sellem, “Daha şaşılacak şey Hifâ’nın da bu anda ruhunu Hakka teslim etmiş olmasıdır.” Buyurdu. Her ikisinin de namazını kılarak yanyana defn ettiler. Başları ucuna iki tahta diktiler. Tahtanın birine; “Bu Allahü teâlâ’nın nimetine şükr edenin kabridir.” Diğerini de; “Bu Allahü teâlâ’nın mihnetine sabr edenin kabridir.” diye yazdılar. Eshâb-ı kirâm’ın Allahü teâlâ’ya karşı aşkları ve Resûlullah’a Sallalahu Aleyhi ve sellem'e karşı bağlılıkları bu kadar kuvvetliydi.
Hîfâ Hatun’un tevekkülü, kazâya rızâsı ve sabrı asırlardır anlatılıp, herkes tarafından sevilip, imrenilmesine rağmen nesebi ve başka hayat hikâyesi bilinmemektedir. O gönüllerde taht kuran bir sultandı.
1)Rıyâd-un-nâsıhîn sh. 225
[İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ BİRİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]