Yahya bin muaz er-razikuddise sirruh, Şiraz şehrine gidip sır ilimlerinden konuşup halkı irşadla meşgul olunca, Şiraz’da aklıyla meşhur fahişe bir kadın kendisine gelerek:
;sen bu şehirde ne kadar para toplamak istiyorsun demiş; Muaz:
Ben, otuz bin dinar toplamak istiyorum; Horasan’da onu dinim için kendime harcayacağım .’ deyince kadın;
Ben bunu sana veririm. Şu şartla ki; verdiğim saatte alıp şehrimizden çıkarsın. Demiştir. Muaz ona razı olup, o kadından o miktarı aldıktan sonra Nisabur’a azimle gitmiştir. Memleket idarecilerinden bazıları ve nefs-i emaresinin kayıdlarında esir olanlar, kadını kınıyorlar, soruyorlar:
Bu adama ne için bu kadar parayı verdin? Kadın:
Baktım ki o adam şehrimize gelip, çarşıda dolaşan gençlerimize evliyanın sırlarını bildirerek onları keyif ve sefadan alıkoyar, fuhuş yuvalarını muattal bırakır, gelirimi azaltır; bu parayı kendisine verip memleketten kovdum ki, gençlerimiz tuzağına düşmesinler,
demiştir.
Meşayıhtan bazılarının, Muaz’a. Allah ona o fahişe kadından aldığı mala bereket vermesin.; diye beddua etmesinden dolayı, imam Kuşeyri’nin bildirdiğine göre, Nisabur’a ulaşınca hırsızlar evine girip o malını çalmışlardır.(Risalet-ul-kuşeyri s.21 tabakat-ul-evliya s.324)
Yine Muaz er-razi’yi kınayanlardan birisi, kendisini dünyanın sevgisi üzerine kınamış.birgün Muaz kuddise sirruh. :uhrevi sadetlere ulaşma yollarını soran nerede? Deyince o zat.
İşte ben buradayım. Söyle ne diyorsun? Demiş;
Muaz; Öyle ise bana taatten, yani Allah Teala’ya boyun eğmekten haber ver. Sen O’na hayatla mı, ölümle mi ulaşırsın?
Adam: tabii ki dünya hayatıyla.
Muaz: O halde bana söyle. Hayata azıkla mı, yoksa azıksız bir halle mi ulaşıyorsun? Bunu söyle,
Adam: Tabii ki azıkla.
Muaz: O halde bana azıktan haber ver. Sen bu azığı dünyadan mı kazanıyorsun, ahiretten mi?
Adam: tabii ki dünyadan kazanıyorum.
Muaz: O halde bana takdir edilmiş dünyayı ne için ve nasıl sevmeyeyim; hayatımı idame etmek için kazanmayayım; ve bu sebeble taate ulaşmayayım; taatimle de uhrevi sadetlere ulaşmayayım? Demiş;
Adam: Ben şahadet ederim ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in(gerçekte sihir, konuşkanlıktan bazısıdır.) mealindeki sözü haktır. Demiştir.(Tabakat-ul-evliya s.325, hilyet-ul-evliya c.10 s.62)
Demek oluyor ki, uhrevi saadetin kazanılması, ruhbanların yaptığı gibi büsbütün dünya hayatını terk etmekle değildir, bilakis dünya hayatında kulun, Mevla’sının izniyle yine mevla’sının vermiş olduğu nimetlerden faydalanmasıyladır. Ve bu iş, nefs-i emareyi hevasından sakındırmaya bağlıdır.
KAYNAK. DİLARA YAYINLARI
KİTABIN ADI: TERBİYE-İ NEFS SAYFA:73-74
Games
3 Mayıs 2010 Pazartesi
FAHİŞENİN AKLI....!!
Artikel Terkait
Yorum Gönder
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)